LEYLA FİGEN

Alaçatı hep vardı. Ama 90’ların ortalarında bile bir avuç insanın yaşadığı, kimsenin tanımadığı, kendi halinde bir kasabaydı. Bir tek sörfçüler bilirdi burayı. Onlar da köyün içini değil, rüzgarlı sahillerini Sonra bir şey oldu.

Alaçatı hep vardı. Ama 90’ların ortalarında bile bir avuç insanın yaşadığı, kimsenin tanımadığı, kendi halinde bir kasabaydı. Bir tek sörfçüler bilirdi burayı. Onlar da köyün içini değil, rüzgarlı sahillerini.

Sonra bir şey oldu. İzmirli bir çiçek düzenleme sanatçısı kadın; hayatında ilk kez geldiği bu kasabaya aşık oldu. Alaçatı’da taş evlere, o insanların evlerinin kapı eşiklerinde oturduğu, doğal hayatın doyasıyla yaşandığı sokaklara bayılmıştı. Eşi yine İzmir’in önemli kişilerinden Şevki Figen’e, “Ben buraya hayran kaldım, gel bir taş ev alalım, yerleşelim” dedi. Hayatının en büyük aşkı olan adamı da ikna etti. Küçücük bir ev aldılar önce. Leyla Figen planladığı gibi taş ustaları getirterek antik bir taş evi restore etti. Sonra evinin karşısındaki evinin tam karşısındaki taş yem deposunu beğenerek Agrilia (Yunancada körpe zeytin fidanı demek) isimli bir kafeye dönüştürdü. Böylece, herkese ilham veren Agrilia açıldı. Leyla Figen eşi Şevki Figen’le birlikte Alaçatı’yı Koruma ve Güzelleştirme Derneği’ni kurdu, pek çok sosyal etkinlikte başrolü oynadı. Sonra Leyla Hanım, yakın arkadaşı Zeynep Öziş’i 120 yıllık bir Rum Konağı’nı bir yılda yeniden ayağa kaldırması için cesaretlendirdi ve Alaçatı’nın ilk oteli; Taş Otel açıldı. Agrillia ve Taş Otel bir öncü oldu. Ardından zaman içinde hayatının ikinci baharını ya da hayatının baharında İstanbul’dan kaçıp hayatını yaşamak isteyenler bir bir taşınmaya başladı bu küçücük kasabaya. İşte bu ufak tefek mucize kadınla; Alaçatı’da hayat, donduğu yerden yeniden başladı. O kadın, Leyla Figen’di. Leyla, 17 Ekim 2002 günü aramızdan ayrıldı.